BİZİM ÇATI

Google

• 24/5/2007 - ANADOLU EFSANELERİ

Kategori: hikaye

 ANADOLU EFSANELERİ

Ejderha

    Doğu Anadolu’yu kuzeye bağlayan en önemli yol Erzurum-Trabzon transit yoludur.Kış aylarındaki kar fırtınaları ile tanınan Kop ve Zigana Geçitleri gibi zorlu tepelerden geçen bu yol ayrıca tabiî güzellikleriyle de dikkati çekmektedir.Yol üzerindeki Bayburt gibi şirin, Gümüşhane,Torul gibi sakin yerleşme merkezleri, gelip geçenlerin hafızalarında unutulmayacak izler bırakacak yurt köşeleridir.                              

    Bayburt’u Gümüşhane’ye bağlayan yolun otuzuncu kilometresinde,sağ tarafta,bir dağın eteğinde kurulmuş Nişantaşı(Ostuk)köyü vardır.Köyün eteğinde kurulduğu dağın üzerinde,yılan şeklinde ve kıvrıla kıvrıla köyün üzerine doğru gelen bir taş yığını vardır.İskelet de diyebileceğimiz bu şekil şaşılacak derecede bir yılana benzemektedir.Köyün içerisinde son bulan baş kısmı tam bir yılan başını andırmaktadır.Boyu ise yüz metre kadardır.
    Bu yılan-ejderha üzerine muhtelif efsaneler anlatılmaktadır.bunlardan biri şöyledir:
    Halkın ejderha dediği büyük bir yılanın köye gelmekte olduğunu görenler evlerini terk edip kaçmaya başlarlar.Yaşlı olduğu için fazla uzaklara gidemeyen bir kadın,çaresizlik içinde bir yere çömelir.İhtiyar kadın burada ejderhanın gelip kendisini yemesini beklemeye başlar.Diğer taraftan da Allah’a dua eder,şöylece yalvarır: “Allahım,ya beni taş kes, ya onu.”
    İhtiyar kadının duaları kabul olunur,ejderha gelebildiği son noktada taş kesilir.
    Benzer bir anlatmada ise yaşlı kadının yerini hamile bir kadın alır. O dua eder; dualarının kabul olması ile de ejderha taş kesilir.
    Bayburt-Gümüşhane yolcuları dikkatli bakarlarsa anayoldan bu ejderhayı görebilirler.

    Ejder ve çoban

    Erzurum-Bingöl yolu üzerinde küçük bir ilçemiz vardır:Çat.Erzurum’dan itibaren Çat’a kadar yol pek iyi değildir.Fakat Çat’dan sonra o yolu da bulamazsınız.Kağnı tekerleklerinin oyduğu yolun ortası,yanlarından yer yer 35-40 santimetre daha aşağıdadır.Bu yol üzerinde, Çat’a bağlı iki küçük köy arasında dikkatleri üzerine çeken kayalar vardır.İki ayrı efsanenin birleşmesinden köylüler şunları anlatmaktadır:

    Kurbanlı (Erzani)köyü ile onun mezraası olan Başköy arasındaki eteklerde sürüsünü otlatan çobanın biri karşısında büyük bir ejder görünce korkusundan ne yapacağını şaşırır.Çoban,Aktaş adı verilen mevkiden ikindiye doğru sürüsünü köye doğru getirirken gördüğü bu ejderi taş etmesi için Allah’a yalvarır,bu isteğinin yerine gelmesi hâlinde de ona yedi kurban adar.
    Çobanın duası kabul olur,kendisinin ve sürüsünün üzerine doğru gelmekte olan ejder taş kesilir.Artık rahata kavuşan çoban köyüne döner ve kurban kesmeyi ihmal eder.Nasılsa hatırladığı bir gün saçları arasında yakaladığı yedi biti öldürerek adağının yerine geldiğini kabul eder.Çobanın bu hareketi karşısında Allah da onu ve sürüsünü taş etmek suretiyle cezalandırır.
    Kızlar Pınarı

    Başkentin Kalecik ilçesine bağlı E… köyünde Hasangil lâkabı ile anılan bir aile vardır. Köylülerin anlattığına göre bu ailenin ekmeğinde,aşında hiç bereket yokmuş.Sebebini sorarsanız size şu hikâyeyi anlatırlar:

    Hasangiller bir akşam tarladan dönmektedirler.
    Güneş batmak üzere,son ışıklarını gönderiyor dünyamıza o gün için…Yollarının üzerinde köy mezarlığı vardır;mezarlıktan biraz daha yakında ise bir pınar vardır.İşte Hasangiller bu pınara yaklaşınca olan olur.Bakarlar ki pınarın oluğunda üç kız yıkanıyor.Bunlar hemen gizlenirler ve birden hücum ederek kızları yakalamaya çalışırlar.Ancak bir tanesini yakalayabilirler,diğer ikisi kaçmayı başarır.Bu kız kendisini bırakmaları için Hasangil’e çok yalvarırsa da kabul ettiremez.Bunu alıp evlerine getirirler.     O akşam evde gelinler,kızlar ekmek yapacaklarmış.Başlarlar hamur yoğurmaya. Derken sıra gelir hamurun topaklar hâlinde parçalara ayrılmasına.Bir kısmı hamuru topaklara ayırırken bir kısmı da onu ekmek hâline getirir.Fakat kızlar,gelinler ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar hamuru bir türlü bitiremezler.Ekmek yapıldıkça çoğalıyor,hamur bir türlü azalmıyor.Gelinler bu durumdan şikâyet etmeye başlarlar.
Bunun üzerine pınardan yakaladıkları kız bunlara bir akıl verir:Eğer,der iki topağı üst üste koyarsanız hamurunuz hemen bitecektir. Dediğini yaparlar,hamur da hemen bitiverir.
    Bu hadiseden sonra Hasangil’in evinde bet bereket kalmamıştır.
    Pınarda yakalanan kıza gelince …Ertesi sabah kızı, yakaladıkları pınara götürüp bırakırlar.Kız,birdenbire pınarın oluğunda kaybolup gider. Kızın bu kaybolmasından sonra bir hafta pınardan kan gibi su akar ve acaip gürültüler işitilir.
    O günden sonra da bu pınara Kızlar Pınarı adı verilir.
 

Sinek neden vızıldar?

    Hayvanlarla ilgili efsaneler daha ziyade, onların bir özelliğinin açıklanması şeklinde olurlar.İyice araştırılırsa her hayvanla ilgili bir veya iki efsanenin tespit edileceği muhakkaktır. Bunların hepsi,o hayvan hakkındaki müspet bilgilerimize çerçeve vazifesi gören birer hikâyeden başka bir şey değildir.

    Vaktiyle herkesin sevdiği iyi kalpli bir zat kırda ölür.Fakat onu sevenler bir türlü cesedini bulamazlar,bütün araştırmaları boşa gider.Ama onu,bu iyi kalpli dostlar kalplerine gömerler.    Kuş ile sinek arkadaşmışlar,hem de canciğer kuzu sarması cinsindenbir arkadaşlıkmış bunlarınki.Bu iki ahbap cesedi bulurlar ve başında bir müddet beklerler.Fakat bakarlar ki ne gelen var ne de giden.İkisi de dayanamaz, adamın etinden birazcık yerler.Ama bilirler ki bu iş doğru değildir.Pişman olurlar ve kimseye söylemeyeceklerine dair birbirlerine söz verirler.     Kuş ile sinek bir müddet sonra adamın köyüne varırlar. Adamın yakınlarını bulup haberini ve yerini söylerler.Fakat köylüler bu habere inanmak istemezler.Israrları da bir netice vermeyince sinek dayanamaz ve onu gördüklerini,hatta kuş ile birlikte onun etinden birazcık yediklerini söyleyiverir.Kuş bu söze kızar.Zira,sinek hem sözünde durmamıştır,hem de her ikisi de insan eti yedikleri için ebediyyen insanoğlu tarafından yadırganacaktır.Hemen sineğin burnuna bir gaga vurur ve sinek vızıldamaya başlar.İşte o günden beri sinek vızıldar dururmuş.  

Mersin

    Güney kıyılarımızın incisi Mersin ilimizin adıyla ilgili çeşitli efsaneler anlatılır.bunlardan birisi şöyledir:
    Bir gün Mersinli balıkçılar denize açılırlar. Açıklarda avlanırlarken bir köpek balığı sürüsüne rastlarlar.Bunlar avlayabildikleri kadar balığı yakaladıktan sonra akşama doğru kıyıya dönmeye başlarlar.Tam bu sırada önlerinden bir köpek balığı daha geçer.”Şunu da avlayalım.” der arkasından giderler.Büyük gayret gösterirler, sonunda onu da yakalarlar.  
     Kıyıda balıkların yağını almak için uğraşırlarken son yakaladıkları balığın bağırsaklarında Mersin adının yazılı olduğunu görürler.Bu hadiseden sonra da ilin adı Mersin olarak söylenmeye başlar.
Nasıl taş kesildiler
Anadolu'nun dört bir yanında taş kesilen insanlara dair pek çok efsane anlatılır. İnsanımızın acıları ve özlemleri, dilden dile dolaşarak bu efsanelerde hayat bulmuştur
Ejderha ve Kral kızı - Adana

Çok eski çağlarda, Toros Dağları'nın tepesinde bir hükümdarın kızı yaşarmış. Dağlar çok sık bir ormanla kaplı olduğu, üstelik de ormanda büyük bir ejderhanın yaşadığına inanıldığı için, buralarda dolaşmak tekin sayılmazmış. Kral da kızına, çevreyi tek başına dolaşmamasını sık sık tembihlermiş. Ama bir gün, kız ormanda dolaşmaya çıkmış. Bir süre gezdikten sonra dik ve sarp bir kayalığa oturarak, Gülek Boğazı'nı seyre dalmış. Orada otururken büyük bir gürültü kopmuş. Kız aşağıya baktığında ejderhanın kayalara tırmandığını görmüş. Ne yapacağını şaşırmış. Kurtulamayacağını anlayınca, 'Tanrım beni ejderhaya yem yapacağına, burada taş yap' diye yakarmış. Kızın duasını kabul eden Tanrı, hem onu, hem de ejderhayı taşa çevirmiş.
Yamaçtaki ejderha- Sivas

lSivas'a bağlı Çaygören ve Küpecik köylerine giden yolun kıyısındaki tepeciklerden birinin yamacında, aşağıya inen bir ejderhaya benzeyen bir taş vardır. Yörede bu taşa dair bir efsane anlatılır:
Çok eskiden bu köyde yaşayan bir karı-koca, sabana koştukları bir çift öküzle tarlalarını sürerken tepeden bir ejderhanın üzerlerine geldiğini görür ve çok korkarlar. O esnada adam, 'Ey Allahım, bu musibeti başımızdan al. Ben de sana bir öküz kurban edeyim' der. Allah da ejderhayı taşa dönüştürür. Karı-koca evlerine döner ve öküzün birini kurban etmeden ertesi gün öküzleri ile tarlaya gelip çalışmaya koyulurlar. Derken birden bir gürültü kopar, bir de bakarlar ki dün taş kesen ejderha canlanmış, üzerlerine geliyor. Kadın kocasına sinirlenerek 'Dün sen öküzün birini kurban edeceğim dedin, ama etmedin. Şimdi öküzün birini buracıkta kendi ellerimle kurban edip köye dağıtacağım' der, ve öyle de yapar. Ejderha ikinci kez taşa dönüşür.
Rivayete göre taş kesen ejderhanın burun deliklerinin birinden su, diğerinden de -çok eskiden- irin gibi bir sıvı sızarmış. Bu irinin, çiftin adadıkları kurbanı hemen kesmedikleri için sızdığı söylenir. İrinin sızdığını gören kimse artık hayatta değilse de, suyun aktığını gören çoktur. Son dönemlerde ejderhanın baş kısmı tahrip olarak bozulmuş; burnundan sızan su da kurumuştur. Ancak aynı kaynaktan beslendiği tahmin edilen ince bir su yamacın dibinde hala akmaktadır.
Karayahıt-Denizli
Çok eski zamanlarda, güzeller güzeli bir genç kız, gönlünü köyün çobanına kaptırmış. Ama talihsizlik bu ya, köyün beyinin oğlunun da kızda gözü varmış. Evlilik hazırlığına başlayan kız, bir gün atına binmiş çobana yemek götürürken, yolda beyin oğlunun atıyla ona yaklaştığını görmüş. Kız başına gelecekleri anlamış, çobandan başka birine yar olmamak için de Tanrı'ya yakarmış: 'Tanrım taş keseyim, yeter ki beni bu bey oğluna yar etme'. Kızın duası kabul olmuş ve oracıkta atı ile birlikte taşa dönüşmüş.
İşte o günden beri, evliliğe hazırlanan kızlar ve yeni gelinler, Karahayıt'taki bu kayaya gelerek, mutlu bir evlilik sürmek için dua eder.
Aktaran: Sebahattin ALP
Taş kesen çoban- Kars
Kars'ın Kağızman İlçesi'nin Kızılöküz köyünde, taş kesen bir çobanın efsanesi anlatılır. Bu çoban geçimini köy halkının koyunlarını otlatıp çobanlık yaparak sağlarmış. Yazın en sıcak günlerinde bu çoban, koyunlarını en güzel ve en yüksek otlağa çıkarak otlatmaya koyulmuş. Ancak o civarda bir damla su bulunmazmış. Hem hayvanlar hem de çoban çok susamış. Susuzluktan bağrı yanan çoban 'Ya rabbim, sana yedi kurban keseyim, yeter ki şuradan su çıkartıp, şu kulunun ve aciz hayvanların susuzluklarını gider' diye yakarmış. Çobanın bulunduğu yerin hemen yakınında o anda yerden su kaynamış. Sevincinden çılgına dönen çoban o buz gibi sudan kana kana içip hayvanlarına da içirerek susuzluklarını gidermiş. Ancak çoban sözünde durmamış. 'Koyunlar benim değil. Bunun yerine yedi bit öldürüp adağımı gerçekleştiririm' diye düşünmüş ve öyle de yapmış. Öldürdüğü bitleri de kaynağa atmış. Ne var ki kısa süre sonra çoban ve koyunlar bulundukları yerde taş kesmişler. Çobanın ve koyunların geri gelmemesi üzerine meraka düşen köylüler çobanı aramaya çıkmışlar. Çobanın ve bütün koyunların yeni kaynağın yanında taşa dönüştüğünü görmüşler. Bugün de o kaynağın civarındaki kayaların, taşlaşmış çobanla koyunlarının kalıntıları olduğuna inanılır.
Aktaran: Mediha Olgun KARACA
Kızlar sinisi- Sivas
Kızılırmak, Kızıldağ'dan doğar. Kızıldağ'da 'Beş Gözeler' denilen su kaynağının yakınlarında, peri bacalarına benzeyen kayalıklar vardır. Halk arasında buranın adı 'Kızlar Sinisi'dir.
Efsaneye göre çok eski zamanlarda bir gelin alayı, Kızıldağ yamaçlarından geçerken eşkiya hücumuna uğrar. Eşkıya düzlükteki yolu kestiği için, düğün alayı Kızıldağ'a tırmanmaya başlar. Gelin, eşkiya elinden kurtulamayacağını anlayınca Allah'a yalvarır. 'Ya onları taş kes, ya beni taş kes' der. Düğün alayı o anda Kızıldağ'ın yamacında taş kesilir.
Gerçekten de o yörede, uzaktan bakıldığında, dağın yamaçlarına yayılmış ve bir düğün alayını anımsatan irili ufaklı kayalar görülür; hatta bunların arasında bir çeyiz sandığı bile vardır.
Aktaran: Kemal ÇAĞLAYAN
Ağlayan kaya- Manisa
Manisa'nın, sırtını dayadığı Spil Dağı pek çok efsanenin de kaynağıdır. Ama Ağlayan Kaya Niobe efsanesi şüphesiz bunların en meşhurudur.
Yarı-tanrı Tantalos'un kızı Niobe Manisa'da doğmuş, tanrıça Hera ile birlikte çocuklukları bu yörede geçmiştir. Daha sonra Niobe'nin yedisi kız, yedisi erkek 14 çocuğu olur. Çocukluk arkadaşı ve Zeus'un eşi Hera'nın ise Apollon ve Artemis olmak üzere iki çocuğu vardır. Her fırsatta çocuklarının sayısı ile gururlanan Niobe, topu topu iki çocuğu olduğunu söyleyerek küçümsediği Hera'yı öfkelendirir. Hera çocuklarından, Niobe'yi cezalandırmalarını ister. Apollon ve Artemis de oklarıyla Niobe'nin bütün çocuklarını öldürür. Niobe, çocuklarının cesetleri başında günlerce ağlar. Sonunda Tanrı Zeus, Niobe'nin haline acır ve ıstırabına son vermek için onu ağladığı yerde taş haline getirir.
Spil yamacındaki kadın başı şeklindeki bu kayanın, göz çukurunu andıran girintilerinden sızan -daha doğrusu, yakın zamanda kuruduğu için artık sızmayan- su, Niobe'nin gözyaşları olarak yorumlanır. Halk buraya 'Ağlayan Kaya' der. Yakından bakıldığında sıradan doğal bir kaya oluşumu; batı yönünde biraz uzaklaşılarak bakıldığında ise kadın başı şeklinde görünen bu kaya, hala çok ziyaret edilen bir yerdir. Manisa'nın sarı üzümlerinin ilk olarak Niobe'nin gözyaşlarıyla sulanan bağlarda yetiştiği söylenir.

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Hakkımda

Haber, araştırma, tarih,sağlık, tatil, ilkler, sonlar, dedikodu, çare, çözüm, moda, model, arkadaş, dost, hobi, mizah ,saglık, hüzün abla ,satış biligi oyun.sohbet.yemek.piskoloji,sosyoloji. felsefe.anket
Çatımız Çökmesin diye
Daima

Hep El Ele






ImageChef.com - Custom comment codes for MySpace, Hi5, Friendster and more
RESİMLİ YEMEK TATİFLERİ
YÜZLECE EL İŞİ ÖRNEGİ BURADA
HOBİCİLER BURAYA
YÜZLERCE OYUN BURADA

Birds Gif Images

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta
Blog RSS
Birds Gif Images

Son yazılarım

AYŞE
Bahçe dekor tasarım

Kategorilerim


Birds Gif Images

..................Birds Gif Images

Arkadaşlarm

blogcuabla
mehpareogt
vezirhan
merali
adanzeye
sohbetsevenler
birseyvar
caferose
polestar
emriyesultan37
yeniaci06
birseyvar2
sepetimsepetim
Sayfa Güncel Sayfa:1 Toplam:1
Son Sayfa |